Bilim-TeknolojiSağlık

Tarihin En Büyük Salgınları

Tarihin En Büyük ilk 10 salgınını inceledik.

Tarihin en büyük salgınları yazımıza başlamadan önce şuan ki kovit19 salgınında mücadele eden kahraman sağlık personelimize minnettar olduğumuzu bir kez daha belirtmek isteriz. Salgın hastalıklar,  tarihin her döneminde toplumların ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal ve askeri yapılarını etkilemektedir. Başta veba, tifüs,  çiçek hastalığı, sıtma ve kolera olmak üzere birçok hastalık insanların toplu bir şekilde ölümüne neden olmuştur.

Salgın hastalıklar savaşların seyrini de değiştirmiştir. Orduların savaş sırasında mücadele ettiği bir diğer zorluk salgın hastalıklardır. Bu hastalıklardan birisi vebadır. Bu salgının en büyük örneği 1096 yılında 500 bin kişilik Haçlı askerleri arasında ortaya çıkmış ve 100 bin askerin ölümüne neden olmuştur. Veba ile birlikte; Tifüs, frengi, sıtma, çiçek gibi birçok hastalık Birinci Dünya Savaşında Türk Orduları içerisinde de görülmüştür.

 

Kara Veba

Kara Veba
Kara Veba

Şüphesiz tarihin en büyük salgınları denince akla ilk gelen salgın olan Kara Veba ya da Kara Ölüm olarak adlandırılan bu salgın 1347-1351 yılları arasında Avrupa’da büyük kitlelerin ölümüne yol açmıştır.  Salgının ortaya çıktığı yer Asya kıtasıdır, Ancak hangi ülkeden dünyaya yayıldığı hakkında kesin bir bilgi olamamakla birlikte merkezinin Çin olduğu düşünülmektedir. Hatta bazı kaynaklara göre; şu sıralar kovit19 salgının çıkış merkezi olan Çin’in Wuhan şehri, Kara veba’nın da çıkış yeri olarak gösterilmektedir.

Vebanın Avrupa’ya yayılması; 1345 yılında Ceneviz kolonisini kuşatan Moğol ordusu vebalı ölüleri mancınıkla Kefe şehrine atmıştır. Avrupalı tüccarların en çok uğradığı şehridir. Kefe şehrinden on iki Ceneviz gemisinin aldıkları mallar ile Sicilya’da bulunan Messina limanına getirmiştir. Veba bu mallar ile Avrupa’nın içlerine kadar yayılmıştır. Henry Kington’a göre; veba Hindistan’da ortaya çıkmış ve Küçük Asya’ya yani Anadolu’ya yayılmış buradan da Sicilya üzerinden İtalya’ya yayılmıştır. Salgının hızla yayılma nedeni fareler olarak görülmektedir. Aslında vebanın yayılma nedeni fareler değil pirelerdir. Pireler farelerin vücutlarına yapışarak Avrupa’nın ve dünyanın çeşitli yerlerine yayılmıştır.

Salgının ortaya çıktığı toplumlar bu salgını ‘‘Tanrının Gazabı’’ olarak adlandırmıştır. Bazı kesimler tarafından ise salgının nedenini; hurafelere, astrolojik olaylara ve cadılara bağlanmıştır. Cadı olduğu düşünülen kişiler yakılarak veya linç edilerek öldürülmüştür. Veba salgının diğer kurbanları Yahudiler oldu. Yahudiler; su kuyularına zehir attığı gerekçesi ile; zehirlenerek, kazığa oturtularak, linç edilerek veya nehirlere atılarak öldürülmüştür.

Dönemin büyük tıp ve astronomi ismi “Avicenna” lakaplı İbn-i Sina (980-1037) yazılarında bu salgından önceki veba salgınlarında; veba için ilginç bir açıklama yapmıştır. Prof. Dr. Daniel Panzac kitabında İbn-i Sina ilgili şu bilgilere değinmiştir.

İbn-i Sina’ya göre veba; durgun sular, gömülmeyen çürümüş cesetler, kayan yıldızlar, gök taşları, şiddetli ve sıcak rüzgarlar, yağmursuz fırtına nemliliği gibi hava ve toprak etkenleriyle havanın bozulmasından kaynaklanır. Prof. Dr. Daniel Panzac

 

Bu dönemde veba salgınından dolayı her üç kişiden biri ölmüştür. Bazı köyler tamamen yok olmuş, 1340 yılında 76 milyon olan kıta nüfusu, 1340’ların sonunda 50 milyona kadar düşmüştür. Venedik’te nüfusun yüzde 70’i, Ceneviz’de yüzde 68’i, Bristol’da yüzde 90’ı öldü. Avrupa’nın bazı şehirlerdeki ölüm sayısı aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Şehirler

Ölü Sayısı

Avignon

150.000

Paris

50.000

Siena

70.000

Denys

14.000

Starsburg

16.000

Londra

100.000

Erfurt

16.000

Weimar

4.000

Basle

14.000

 

Dönemin Papası VI. Clement’in Avrupa kıtası için 1451 yılında hazırlattığı raporda ölüm sayısı 23 milyon 840 bindir.

Bazı Avrupa ülkelerindeki ölüm oranı aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Bölge ya da Ülkeler

Ölüm Oranı (yüzde)

Navarre Krallığı

60-65

İspanya

60-65

Floransa

60

Tuscayn

50-60

Piedmond

50-55

İtalya

50-60

Provence

60

Languedoc

55-60

Savoy Kontluğu

50-60

Fransa

60

İngiltere

60-65

 

Veba salgınında İngiltere Kralı III. Edward’ın danışmanı Oxford, kızı Joan, Kastilla Kralı XI. Alfonso gibi üst düzey yöneticiler de ölmüştür.  Tüm dünyada ölü sayısının 75-100 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Bazı tarihçiler bu sayıyı 200 milyona kadar çıkarmaktadır.

Veba Doktorlarının Garip Kıyafeti

Veba Doktor Kıyafeti
Veba Doktor Kıyafeti : Kaynak : Wikipedia/Plague doctors’ beak shaped mask

Ortaçağ’ın en büyük felaketi olan ve sık sık kendini gösteren veba salgınlarının bir diğer ürkütücü görüntüsü ise dönemin veba salgını doktorlarının ilginç kıyafetleriydi. Veba ile ilgili yanlış bir inanış doğrultusunda bu şekilde giyinen doktorlar, gagalı bir maske, uzun palto ve ellerinde lanetlenmiş (vebalı) insanları dürterek uzaklaştırmak için bir sopa taşıyorlardı. Yukarıdaki resim 1656 yılında Romalı bir doktor tarafından çizilmişti. Tarihin en büyük salgınları ‘ndan biri olan Kara Veba doktorlarının kıyafetleri ürkütücü bir görüntü oluşturmaktaydı!

Veba ile ilgili yanlış bir kanı doğrultusunda bu tarzda giyinen doktorlar; vebanın zehirli hava yoluyla yayıldığını düşünüyorlardı. Bu çağda yaygın olan parfüm, tütsü ve çiçek kokuları, otlar yardımıyla bu gaganın içine yerleştiriliyor ve doktorun zehirli havayı teneffüs etmeden bu parfüm kokularıyla kendilerini vebadan koruduklarına inanıyorlardı. Ayrıca çiçek özlü bu parfümlerin veba bulaşan bölgeleri dezenfekte ettiği düşünülüyordu. Kıyafetleri baştan aşağı bal mumu ile kaplı olan doktorlar akla zarar bir korunma yöntemiyle kendilerini vebadan korudukları sanılıyordu.

 

İspanyol Gribi

İspanyol Gribi
İspanyol Gribi

İspanyol gribi ya da İspanyol nezlesi 20. yüzyılın ilk çeyreğinde 1914-1920 yılları arasında ortaya çıkmıştır. gribin nerede ortaya çıktığı hakkında görüş ayrılıkları bulunmaktadır.

Bunlardan ilki; Gribin Çin kaynaklı olduğu yönündedir. Nüfusu o dönemde 400 milyon olan Çin’de kanatlı hayvanlardan dolayı küçük çaplı salgınlar ortay çıkmaktaydı. Bundan dolayı ortaya çıkan salgın hastalıklardan Çin sorumlu tutuluyordu. Bazı araştırmacılar salgının Çin’in Guandong kentinde ortaya çıktığını iddia etmiştir. Buradan Canton kentine oradan da Avrupa’ya yayıldığı düşünülmektedir.  Salgının Çin’de ortaya çıkıp çıkmadığının araştırılması için Amerikan Sağlık Kurumu tarafından yapılan araştırmada salgının çıkış noktasının Çin olmadığı anlaşılmıştır. Diğer olasılık ise salgının Batı Avrupa’da ortaya çıktığıdır. Son iddia ise salgının Görland’da ortaya çıktığı iddiasıdır. Diğer iddia ise salgının Amerikan askerleri içerisinde başladığıdır. Bu iddia diğerlerinden daha gerçekçi ve inandırıcıdır.

İspanyol gribinin üç temel özelliği bulunmaktaydı;

  • H1N1 virüsü olan gribin alışagelmişin dışında yaşlı ve hastalardan ziyade gençleri öldürdüğü görülmüştür.
  • Virüsün kendine özgü antijenik karakteri bulunmaktaydı.
  • Virüsün domuzlardan ve insanlardan diğer canlılara bulaşabiliyordu.

50 milyon insanın yaşamını etkileyen virüs; Birinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği sırada ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı askeri ve ekonomik alana etkisi büyüktür. Savaşın seyrini değiştiren etkenlerden biriside İspanyol gribidir. Kayıt altına alınan ilk vaka 4 Mart 1918 tarihinde Amerika Kansas City’de alınmıştır.

56 bin 222 askerin bulunduğu Funston kampında ortaya çıkan salgında üç haftada 1100 vaka görülüyor. Bunu izleyen günlerde binlerce vaka ortaya çıkmıştır. Kışladaki günlük vaka sayısı 50 ile 100 0 kişi arasındaydı. Grip buradan Camp of Fort Oglethorpe’ye oradan da diğer kamplara sıçramıştır. Camp Devens’te 45 bin asker bulunmaktaydı ve 6 ay sonra günde 70 asker ölmekteydi. Gribin öldürme hızı çok yüksekti. Virüsü kapanlar kısa bir süre sonra mosmor oluyor ve 48 saat içinde ölüyordu.

Amerika 1917 yılında askerlerini Avrupa’ya savaşmaya gönderdi. Grip bu şekilde Avrupa’ya oradan da tüm dünyaya yayılmış oldu. İstanbul’a da ulaşan virüsten 6 yılda ölenlerin sayısı aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Yıl

Erkek

Kadın

Çocuk

Toplam

1914

7,919

9,795

4,530

22,244

1915

8,152

10,388

4,266

22,806

1916

9,015

9,468

4,082

22,565

1917

9,781

11,078

4,442

25,301

1918

16,509

17,106

6,979

40,594

1819

8,375

9,546

4,391

22,312

Toplam

59,751

67,381

28,690

155,822

İstanbul nüfusunun bu dönemde 1 milyon 200 bin civarı olduğu düşünülürse nüfusun yaklaşık yüzde 13’ü bu salgından dolayı ölmüştür.

  • Hindistan’da ülke nüfusunun yüzde 5’i yani 17 milyon kişi,
  • ABD’de 500 binden fazla,
  • Britanya’da 250 binden fazla,
  • Fransa’da 400 binden fazla,
  • Toplamda 40 ile 70 milyon arası insan ölmüştür.

Jüstinyen Veba Salgını

Jüstinyen Veba Salgını
Jüstinyen Veba Salgını

Jüstinyen veba salgını 541 yılında ortaya çıkmıştır. 8. Yüzyılın ortalarına kadar devam eden salgında 75 ile 100 milyon kişi ölmüştür.

Salgının nerede çıktığı tam olarak bilinmemektedir. Bununla ilgili bazı rivayetler vardır. Bu rivayetlerden birisi ve en çok kabul göreni; salgının Avrupa’da ortaya çıktığıdır. Salgın Avrupa’dan Mısır’a, Suriye’ye ve Anadolu’ya ulaşmıştır. Diğer bir rivayet ise salgının Hunlar ile yayıldığı iddiasıdır. Sulara atılan at ölüleri ile vebanın yayıldığı ihtimalide vardır.

Vebanın Mısır’a kadar ulaştığı haberini alan Konstantinapol’de yaşayan İmparator Jüstinyen, şehre tüm giriş çıkışları kapattı. Mısırdan yapılan tüm gemi sevkiyatlarını durdurdu. Ancak Mısır’a ulaşan veba kısa sürede Filistin, Suriye ve Anadolu’ya yayılmıştı. Kontrolsüz hiçbir maddenin ülkeye girişini yasakladı. Şehrin valisini her sabah şehrin kapılarını tek tek kontrol etmesi için görevlendirdi. Alınan önlemlere rağmen askeri birliklerin şehre getirdiği malzemeler arsındaki fareler üzerinde bulunan ucan böcekler ile girdi. Bu böcekler şehirde hızla üredi. Böcekler insanları ısırarak virüsü insanlara aktardı.

Virüsü kapan insanlar en geç bir hafta içerisinde ölüyordu. Veba şehre bir hafta içerisinde yayıldı. Jüstinyen sarayın çevresini karantinaya aldı. Salgının ilk günlerinde yüzlerce ilerleyen günlerde ise her gün binlerce insan ölmeye başladı. Konstantinopol şehrinin nüfusunun yüzde 40’ı ölmüştü.  Mezar yerleri dolunca ölüler denizlere atılmaya başlandı.

İmparator çok dikkatliydi. Doktorlar gece gündüz hastalığın tedavisini bulmak için çalışıyordu. İmparator karantina altında oturmak istemiyordu. Bunun için kıyafet değiştirerek halkın içine karıştı. Akşam eve dönen imparator kıyafetlerini çıkardı ve temiz kıyafetler giydi. Her sabah saat 8’de kalkan imparator o sabah kalkmamıştı. Doktorlar İmparatoru muayene etti ve İmparatorunda vebaya yakalandığı anlaşıldı. Hastalık bundan dolayı Jüstinyen vebası olarak anılmaktadır.

Antoninus Veba Salgını

Tarihin en büyük salgınları : Antoninus Veba Salgını
Tarihin en büyük salgınları : Antoninus Veba Salgını

165-180 yılları arasında Roma İmparatorluğu’nun Yakın Doğu seferinden dönen askerler tardından ülkeye getirilmiş salgın hastalıktır. İmparator Marcus Aurelius Antoninus döneminde önlenemeyen bu salgın tüm ülkeye hızlı bir şekilde yayılmıştır.

Hatalığın tam olarak neye benzediği bilinmemektedir. Ancak anlatımlara göre suçiçeği veya kızamık hastalığına benzemektedir. İmparator Antoninus ve İmparator Verus’un da bu hastalıktan öldüğü bilinmektedir. Ülkedeki birçok üst düzey yönetici le beraber toplam nüfusun yüzde 30-35’i ölmüştür. Romalı tarihçi Cassius, Roma’da hastalıktan günde 2 binden fazla insan ölmüştür. Hastalığın öldürme oranı ise yüzde 25’dir.

Hastalık Pers sınırından Galya’ya kadar yayılmıştı. Roma nüfusunun büyük bir bölümü yok oldu. 15 yıllık bir sürede 7 ile 15 milyon kişi ölmüştür. Dünya nüfusunun bu zamanda 150-200 milyon olduğu düşünülürse nüfusun yaklaşık yüzde 7’si ölmüştür. Bu salgın Roma İmparatorluğu’nun çöküşünün başlangıcı olarak görülmektedir. Pek çok aile ve soylu yok olmuştur. Virüs Zaman içinde kendiliğinden yok olmuş veya insanlar bağışıklık kazanmıştır.

HIV Virüsü (AIDS)

Bu virüs ile ilk defa 1959 yılında Kongo’da saptanmıştır. Virüsün maymunlardan İnsanlara geçtiği düşünülmektedir. HIV virüsü bağışıklık sistemine zarar vererek hastalığa yol açar. AIDS ‘’Sonradan Edinilen Bağışıklık Sistemi Yetersizliği Sendromu’’ anlamına gelmektedir. Yanı vücudun bağışıklık sisteminin çökmesi anlamına gelmektedir. Sendrom ise bir başka hastalık ile bağlantısı olabileceği anlamına gelmektedir.

HIV virüsü kişiden kişiye geçmektedir. Virüsün bulaşması birinin vücudundaki sıvıdan bir diğerine iletilmesi ile gerçekleşir. Virüsün bulaşma şekilleri şöyledir;

  • Cinsel İlişki; HIV virüsünün yüzde 80’i korunmasız cinsel ilişki ile gerçekleşmektedir.
  • Damardan uyuşturucu madde kullanımı; virüs enfekte hastaların kanından bir başkasına bulaşabilir.
  • Anneden bebeğe bulaşabilir; enfekte olmuş bir anneden gebelik sırasında ve sonrasında emzirme yolu ile bulaşabilir.
  • Kan yolu; enfekre bir hastanın kan vermesi ile bulaşabilir.
  • Organ bağışı; enfekte bir hastanın organ bağışı ile bulaşabilir.

Hastalığın belirtileri 2-4 hafta arasında yüksek ateş, lenf bezlerinde şişkinlik, halsizlik, boğaz ağrısı gibi belirtilerdir. Hastalığın belirtisi grip ile benzerdir. Belirtilerin HIV’a ait olduğu ELİSA testi ile belli olur. Enfekte olmuş kişi hiçbir belirti göstermeye bilir veya 10 yıl sonra gösterebilir. Hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Çeşitli ilaçlar ile tedavi süreci ilerletilir.

 HIV virüsünün günümüze kadar yaklaşık 30-40 milyon kişinin ölümüne neden olduğu düşünülmektedir. Günümüzde ise hastalığı taşıyanların sayısının 37 milyon olduğu düşünülmektedir.

Aşağıdaki tabloda 1985-2018 yılları arsında yaş grubu ve cinsiyete göre HIV testi pozitif çıkanların sayısı verilmektedir.

Yaş Grubu

Erkek

Kadın

Toplam Vaka

0

57

28

85

1-4

34

29

63

5-9

16

9

25

10-14

16

10

26

15-19

345

113

458

20-24

2018

501

2519

25-29

2841

749

3590

30-34

2685

717

3402

35-39

2266

575

2841

40-44

1589

412

2001

45-49

1303

270

1573

50-54

996

216

1212

55-59

650

163

813

60-64

405

86

491

65 Yaş ve Üstü

387

93

480

Yaşı Bilinmeyen

114

55

169

Toplam

15722

4026

19748

 

Amerika Yerlilerinin Suçiçeği İle Mücadelesi

Amerika kıtası 15. yüzyılda Avrupalılar tarafından bir sömürge merkezi haline getirilmişti. Avrupalılar keşfettiği bu yeni kıtadaki yerliler ile temasta bulundu. Bu temaslar ile yerlilere yabancı olan birçok virüs bulaştı.

Keşfedilen bölgede yerlilerin nüfusu 60 milyon civarındaydı. Bu da dünya nüfusunun yüzde 10’una denk gelmekteydi. Keşiflerden sonra buradaki nüfus 5-6 milyona düştü. Bu kadar can alan tarihin en büyük salgınları sınıfına giren bu salgında nüfus düşüşünün en büyük nedeni; Avrupalıların bu bölgeye hastalık taşımasıydı. Suçiçeği ile ilk defa karşılaşan yerlilerin büyük bir bölümü bu hastalıktan öldü. Suçiçeği Avrupalılarında üçte birini öldürmüştü. Ancak buradaki yerlilerin bağışıklık sistemi Avrupalılar kadar gelişmemişti ve ilaç bakımından yetersizlerdi.

Cocoliztli Salgını

Cocoliztli Salgını, 1576 kanamalı ateş salgını olarak da bilinmektedir. 16. yüzyılda Yeni İspanya olarak bilinen Meksika’da ortaya çıkmıştır. 2 İle 25 milyon arası kişinin öldüğü tahmin edilmektedir.

Nedeni tam olarak bilinmeyen salgın nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bazı tarihçiler salgının nedenini kızamık, çiçek hastalığı ya da tifüs olarak belirtmiştir. Ama bu hastalıkların belirtisi cocoliztli ile tam olarak uyuşmamaktadır.

Salgın; kuraklık, Avrupalıların istilası ve yerlilerin yaşayış şekli dolayısı ile hızla yayılmıştır. Kuraklık ile ilişkisi; kuraklıktan hemen sonra gelen yağmur bu virüsü taşıyan Calomys ismindeki farelerin üreme hızının artmasıdır. Meksika’da kanamalı ateş salgını olduğu düşünülen toplam 12 salgın olmuştur.

1576 yılında hastalığa tanık olmuş bir doktor olan Hernandez hastalığın belirtilerini; şiddetli baş ağrısı, ateş, siyah dil, baş dönmesi, idrarın koyu gelmesi, yüksek derecede karın ve göğüs ağrısı, nörolojik bozukluklar, sarılık, burundan, gözden ve ağızdan kanamaların gerçekleşmesi olarak tanımlamıştır. Ölüm 34 ile 4 gün arsında gerçekleşmekteydi. Toplam ölüm sayısının 2 ila 25 milyon arası olduğu düşünülmektedir. Bu sayı o dönem bölge nüfusunun yüzde 50’sine denk gelmekteydi.

Asya Gribi

Asya gribi 1956 yılında Çin’de bulunan Guizhou’da ortaya çıktı. 2 yıl süren salgın 1958 yılında kadar sürdü. 1957 yılının Şubat ayında Singapur’a, Nisan’da Hong Kong’a ve Haziran ayında Amerika Birleşik Devletleri’ne yayıldı.

Asya gribi; influenza A virüsünün bir alt tipi olan H2N2’nin alt tipiydi. Tarihin en büyük salgınlarından biri olan bu salgının önüne geçilmek için 1957 yılında grip aşısı geliştirildi. Grip daha sonra yine influenza A virüsünün H3N2 tipine dönüşmüştür.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 70 bine yakın kişi öldü. Salgın dünya üzerinde 1 ile 4 milyon kişinin ölümüne neden oldu. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre yaklaşık 2 milyon kişi öldü.

Sarıhumma Salgını

Sarıhumma hastalığı bir akut hastalık türüdür. Salgın’da grip, akciğer hastalığı ve kanamalı ateşe kadar geniş bir hastalık tablosu görülmektedir. Hastalığın ismindeki sarı tabiri; hastalarda görülen sarılıktan dolayıdır.

Sarıhumma salgını ilk defe 18. yüzyılın başlarında Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Tarihin en büyük salgınları ndan biri olan bu Sarıhumma Salgını Kısa sürede İtalya, İspanya, Fransa ve İngiltere’ye kısa sürede yayılmıştır. On dokuzuncu yüzyılın başlarında sadece İspanya’da 300 bin kişi ölmüştür. 1802 yılında Fransızlar Haiti Devrimi sırasında bu hastalığa yakalandı ve ordunun yarısından fazlası bu savaşta öldü. Salgının tedavisi bulunana kadar dünya üzerinde yüzbinlerce kişi öldü.

20. yüzyıla kadar hastalığın insanlara bulaşma şekli, bir aşının diğer önlemlerin geliştirilmesi gibi araştırmalar yapılmıştır.  Virüs günümüzde de görülmektedir. Daha çok tropik bölgelerde görülür. Özellikle Afrika ve Güney Amerika’da görülen hastalık kanamalı hastalıkların başlıca sebeplerindendir. Sarıhumma virüsü; bu virüsü taşıyan sivrisineklerin sokması ile gerçekleşir.

Hastalığın kuluçka süresi 3 ila 6 gün arasındadır. Hastalık herkeste belirti göstermemektedir. Yaygın belirtileri; sırt ağrısı, ateş, kas ağrısı, iştahsızlık, bulantı ve kusmadır. Belirtiler 3 ila5 gün arsında kaybolur. Bbelirtilerin kaybolmasından sonra 24 saat içinde daha ciddi belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtiler; ciltte ve gözde sarılık, koyu renkte idrar gelmesi, karın ağrısı, ağız, burun, göz ve mide kanamasıdır.

Hastalığın günümüzde kesin bir tedavisi yoktur. Erken teşhiste hastanın hayatta kalma yüzdesi artar. Sarıhumma hastalarının yarısı 7 ila 10 gün içerisinde hayatını kaybeder.

Atina Vebası

Atina vebası bilinen ilk büyük salgındır. Milattan Önce 430 yılında Atina’da yani günümüz Yunanistan topraklarında büyük bir veba salgını ortaya çıktı. Salgının kökeni Sahra Altı Afrika’ydı. Hastalık önce Mısır’a, sonra Perslere yayılmıştı.

Atina o dönemde Sparta ile büyü bir mücadeleye girmişti. Persler bu durumu fırsat olarak görüp Atinalılara seferler düzenledi. Veba bu seferler sırasında Atina sokaklarına yayıldı. İnsanlar ilk başta bu hastalığın Tifo olduğunu düşündüler. Ama günler geçtikçe farklı belirtiler ortaya çıkmaya başladı. Bu belirtiler; ateş, susuzluk, boğazdan kan gelmesi, deride kızarıklık ve ciltte tahriştir. Belirtiler giderek şiddetlenmeye başlayınca hastalığa yakalananlar 7 ila 9 gün içerisinde ölüyordu.

Thukididis’in anlatımına göre; ‘’ateşi yoğun olan insanların herhangi bir kıyafet giymekten kaçındığını ve çıplak gezdiğini çok su içenlerin bile susuzluktan kıvrandığını’’ söylemiştir. Nüfusun yaklaşık 3’te ikisi bu salgında ölmüştür. Bu salgın Atina üzerinde büyük bir etki oluşturmuştur. Atina’nın yıkılış süreci bu salgın ile başlamıştır. Tahminlere göre bu salgında 75 bin ila 100 bin arasında kişi ölmüştür.

Sona Gelirken

Tarihin en büyük salgınları yazımızda sona gelirken inanın bu yazı ve araştırmayı yapmak pek kolay olmadı. Milyonlarca insanın canını alan bu salgınlar şüphesiz tarihin seyrini değiştirmiş, insanoğlunun bilinmez karşısında ne kadar çaresiz olduğunu göstermektedir. Şuanda bile gelişen teknoloji ve sağlık sektörünün geldiği boyuta rağmen kovit19 virüsüne çözüm bulunamaması, salgınların ne kadar tehlikeli ve can alıcı olduğunu göstermektedir. Değerli yorumlarınızı paylaşmanızı ümit eder sağlıklı ve salgınsız günler dileriz.

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı